İçeriğe geçin

Ayasofya’nın Tam da Fetih Zamanıdır

Ayasofya’nın-Tam-da-Fetih-Zamanıdır

Ayasofya’nın Tam da Fetih Zamanıdır

Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihat hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı olan Ayasofya yeniden fethedilmek zorundadır. Fetih; Arapça bir kelime olup “İslam’a açmak” anlamına gelir. İşte şanlı ecdadımızın kılıçlarının pek büyük ve antika yadigârı olan Ayasofya Camii’ni açmak zamanı gelmiş de geçmektedir.

Yunanlılar kahpeliklerini tekrar göstererek Cumhurbaşkanını öldürmeye azmetmiş haydutları Türkiye’ye iade etmeyerek okkalı bir tokadı hak etmiş durumdadır. Eğer bu tokat vurulmaz ise yol olur hatta iki ülke arasındaki ilişkiler onarılamayacak bir seviyeye gelecektir. Türkiye’nin utangaç dış politikası Yunanistan’ı şımartmıştır. Her türlü terör örgütünü barındıran besleyip terör yapması için Türkiye’ye gönderen bu ülkenin şiddetli bir şekilde cezalandırılmaması işte günümüzdeki gibi büyük rezaletlere yol açmaktadır.

Yetmedi ABD Başkanı Trump, 7 Müslüman ülkeden gelen insanları kapı dışarı etme kararı aldı. Bu küstah ve pervasız politikalara karşı utangaç cici çocuk tutumu ile bir yere varmak mümkün değildir. ABD, terör örgütü PKK’yı en gelişmiş silahlarla desteklediği yetmiyormuş gibi FETÖ örgütünün elebaşı Feto’yu teslim etmeyerek zaten çizmeyi çok aşmıştı.

Ayasofya’nın cami olmaktan çıkarılması ABD’deki Bizans Enstitüsü (the Byzantine Institute of America) adlı kurumun çalışmaları sayesinde olmuştur. Bu sistemli ve kasıtlı yıkım, İstanbul’un tekrar İslam başkenti olmaması için atılmış en önemli adımlardan bir tanesidir.  1931’de Dumbarton Oaks Alan Komitesi, o yıllardaki girişimleriyle 500 yıla yakın cami olarak kullanılan İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya’yı puthaneye çevirmeyi başarmıştır. Bu kapsamda yapılan çalışmaları K. J. Conant, W. Emerson, R. L. Van Nice, P.A. Underwood, T. Whittemore, E. Hawkins, R. J. Mainstone and C. Mango gibi şahıslar yönetmiş devrin yöneticileri de bu İslam düşmanı kişilere destek olmuştur.

Ayasofya’da çalışmalarda bulunmuş diğer isimlerden, F. Dirimtekin ve A. Çakmak gibi yerli işbirlikçiler ve Kamal Atatürk de büyük gayret göstermiştir. Yaptıkları ile övünebilirler zira aradan 80 yıl geçtiği halde şanlı ecdadımıza karşı işlenen bu cinayete bütün devlet yöneticileri sessiz kalmıştır.

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu konuda kendisini ısrarla bu hayırlı işi yapması için teşvik edenlere karşı kaçamak cevaplar vermek durumunda kalmıştır. “Cemaat önce Sultanahmet’i doldursun sonra bakarız” diyerek kaçamak bir cevap vermiştir. Halbuki Cuma namazlarına gelenler bilir ki Sultanahmet Camii ağzına kadar dolmakta, iğne atsan yere düşecek kadar bir boşluk dahi bulunmamaktadır. Fakat bu gerçeklerden habersiz olan Erdoğan, bir kısım bürokrat ve danışmanlarının dolduruşuna gelip dolmuşuna binerek utangaç lider elbisesini giymeye devam etmektedir.

Artık yeter! Onurlu bir siyasete ve sözünün eri bir lidere çok ihtiyacımız var. Kanlı katillere ev sahipliği yapan Yunanistan’a ses çıkaramayan, ABD’nin küstah ve arsız politikalarına ve Müslümanları aşağılayan söylemlerine çıt çıkaramayan bir lider ülkemizi 2023 yılı hedeflerine taşıması söz konusu olamaz. Osmanlı’nın onurlu devlet adamlarını günümüze taşıyacak kadar mert, haysiyetli ve sağlam duruşlu karizmatik liderlere ihtiyacımız var. Demirel, Ecevit ve daha nice kaypak ve omurgasız politikacılardan usandık artık. Konuştuğu zaman boş nutuk atıp hamasi söylemlerle günü idare eden, şiirler okuyan devlet adamları istemiyoruz. İslam’ın ve ülkemizin onurunu ve haysiyetini parlak bir şekilde taşıyacak hamiyetli yöneticiler istiyoruz.

Bediüzzaman Said Nursî’nin Ayasofya ile ilgili hassasiyeti ve Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması noktasındaki ısrarını herkes çok iyi bilir. Menderes, bunu kabul etmediği için hain bir darbe ile görevinden indirilmiştir. Hâlbuki Bediüzzaman’ın tavsiyesini dinleseydi ne iyi olurdu. Allah, rahmet eylesin…

Ayasofya konusu bu vatan gençlerinin her zaman gündeminde olmuş ve Ayasofya’nın ibâdete açılması konusundaki hassasiyetlerini daima gündeme taşımışlardır. Elbette bu hassasiyetin çok önemli sebepleri vardır. Çünkü Ayasofya fethin sembolü ve İslâm’ın fütûhatının alemi (göstergesi) hükmündedir. Özellikle Ayasofya’nın kapatılarak müzeye çevrilme zamanı da, dikkate alınması gereken ehemmiyetli bir devrin başlangıcıdır. Bu tarihten itibaren camiler satılığa çıkarılmış ecdat yadigârı her şey talan edilmiştir.

Ayasofya’nın tekrar fethedilmesi bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılması zamanını göstermektedir. Türklerin İslam birliği ve liderliği için yeniden sahneye çıktığına işaret eder. Bu tarihten itibaren tahrif edilmiş Hıristiyanlık, özüne dönerek bir nevi İslâmiyete inkılâp edecek, Kur’ân’a iktida edecektir. İşte o zaman din-i hak bu iltihak neticesinde büyük bir kuvvet bulacaktır.

Ayasofya, İstiklal Savaşında direnişin sembolü olmuştur. İşgal kuvvetleri Ayasofya’ya sokulmamış vatanın kurtarılması için gösterilen azim ve kararlılık bu suretle işgal kuvvetlerinin hafızasına kazınmıştır.

Bediüzzaman’ın hayatında da Ayasofya’nın önemi çoktur. Ayasofya Camii’nde namaz kıldığını eserlerinden anladığımız gibi verdiği örneklerde de bu hususa çok dikkat çektiği görülmektedir. Bediüzzaman, 1907’de İstanbul’da bulunduğu bir zamanda Ayasofya Camii’nden çıkıldıktan sonra devrin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Şeyh Bahît Efendi ile münazara yapmıştır. Yine Ayasofya Camii’nde namaz kıldığı, hatta elli bin adama takdir ile nutkunu dinlettirdiği de bilinen bir hatıradır.

Ayasofya’nın Risale-i Nur Külliyatı’nda bir çok meselenin anlaşılmasında örnek verilen bir yönü vardır. Kısaca; “Ayasofya Câmii, ehl-i fazl u kemâlden mübarek ve muhterem zâtlarla dolu olduğu bir zamanda…”, “Ayasofya gibi kubbeli bir camiin kubbesindeki taşlarını durdurmak vaziyeti…”, “Ayasofya’nın bânisi inkâr edildiği takdirde”; “Ayasofya Câmiinde elli bin adama takdir ile nutkunu dinlettiren bir adam”, “Ayasofya Câmiinde meb’usana hitaben feryad ettim.”, ve “Sonra gider.. Ayasofya gibi gayet muazzam bir câmiye, Cuma gününde dâhil olur.” gibi örneklere sık sık rastlanmaktadır.

Ayrıca Bediüzzaman; Ayasofya mevlidinde ve Ayasofya’da, Bayezid’de, Fatih’te, Süleymaniye’de geniş bir ulema ve talebeye hitaben çeşitli nutuklar ile şeriatı ve Meşrûtiyeti izah etmiştir. 31 Mart hadisesinde Ayasofya’da nutuk söyleyerek yatıştırıcı bir rol oynamıştır. Görüldüğü gibi Bediüzzaman Said Nursî, Ayasofya’yı defaatle “Ayasofya Camii” olarak ifade etmiştir. Ayasofya’nın tekrar ibadete açılmasını özellikle hürriyetçi siyasetçilerden talep etmektedir. Hatta Adnan Menderes’e bu talebini mektuplarla iletmiştir. İşte o mektuplardan bir tanesi şudur:

“Adnan Menderes’e gönderilmek niyetiyle evvelce yazılan içtimâî hayatımıza ait bir hakikatın haşiyesini tekrar takdim ediyoruz:

Eskilerin lüzumsuz keyfî kanunları ve sû’-i istimalleri neticesinde, belki de tahrikleriyle zuhur eden Ticanî mes’elesini dindar Demokratlara yüklememek ve âlem-i İslâm’ın nazarında Demokratları düşürmemenin çare-i yegânesi kendimce böyle düşünüyorum: Ezan-ı Muhammedî’nin (asm) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi; Ayasofya’yı, beşyüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek ve halen İslâm’da çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm’ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, yirmisekiz sene mahkemelerin muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraetine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestîsini dindar Demokratlar ilân etmeli ve bu yaraya bir nevi merhem vurmalıdırlar. O vakit âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zalimane kabahatları onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zâtların hatırları için, otuzbeş seneden beri terkettiğim siyasete bir-iki saat baktım ve bunu yazdım”

Ayrıca 1950’den sonraki döneminde Bediüzzaman’ın Ankara’ya gelişlerinin altında yatan mühim sebeplerden birinin de yine Ayasofya’nın ibâdete açılması olduğunu aşağıdaki mektuptan anlıyoruz:

“Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyet’e ciddî taraftar Dahiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyet’in kahramanı olan Adnan Bey’e ve Tevfik İleri gibi mühim zâtlara bir hakikatı söylemektir ki:

“Hem Demokrat’a Ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risâle-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâm’ı, hattâ bir kısım Hıristiyan Devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı müzahrefattan temizleyip ibâdet mahalli yapmaktır. Ben ise; bu mes’ele için, otuz sene siyaseti terk ettiğim halde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zâtların hatırı için başka yere gitmedim.”

Öyleyse, ey Cumhurbaşkanı ve Başbakan! Geliniz, İstanbul’un fetih sembolü, Fatih’in emâneti ve Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin en ehemmiyetli hedeflerinden biri olan Ayasofya’yı ibâdete açınız ve bu şerefle yâd olunuz. Ayasofya’nın hicab perdesini yüzünden kaldırınız ve bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi, Kur’ân ve cihat hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigârı olan Ayasofya Camii’ni hak ettiği hürriyetine kavuşturunuz. Böylece Ayasofya’yı müzahrefattan temizleyip ibâdet mahalli yaparak Bediüzzaman’ın da bir müjdesinin tahakkukuna vesile olunuz, vesselam…