İçeriğe geçin

Mustafa İslâmoğlu’nun başarı sırları

islamoglu5-540x300

Her ne kadar tenkit etsek de, Mustafa İslâmoğlu hakkında bir gerçeği teslim etmek zorundayız:

Kendisi oldukça başarılı bir görev yürütüyor.

Ne kadarlık bir kitleyi tesiri altına aldığını kestirmek zor, ama belirli bir kesime hitap ediyor, sözleri o kesimde büyük bir saygıyla tasvip görüyor, hattâ gerçek dinin tâ kendisi olarak benimseniyor. Dahası da var, ama o kadar ileri gitmeyelim. Sadece, başarılı olduğunu söylemekle yetinelim ve sorumuza gelelim:

Bu başarının sırrı nedir?

Bir açıdan bakacak olursak, bu sorunun cevabı çok kolay:

Başka herkesi eleyecek ve ortada adam bırakmayacak olursanız, kalanla idare edersiniz.

Bu kalan kimse de neden siz olmayasınız?

Mustafa İslâmoğlu bu sırrı yakalayanların ilki değil, yegânesi de değil. Fakat başarıyla bu misyonu yürütenlerden bir tanesi.

Onun hangi konuşmasını dinleyecek olsanız, karşınızda, ümmetin büyük tanıdığı insanlardan birini veya birkaçını lime lime doğrarken görürsünüz.

Ağzımdan yel alsın, eğer İmam Buharî ve İmam Müslim gibi Allah dostu ve Peygamber âşıkı iki allâmeye bir husumetim olsaydı, yapacağım tek iş, size Mustafa İslâmoğlu’nun 2 dakikalık bir konuşmasının bağlantısını vermek olurdu. Onu seyrettikten sonra, Allah’a yemin olsun ki, içinizde ne Buharî’ye, ne de Müslim’e hürmet ve muhabbetin zerresi kalmazdı. Gerçi o hürmet ve muhabbetin yeri de boş kalmaz, İslamoğlu hoca o münhal mevkie hemen yerleşiverirdi.

Buharî ve Müslim’i daha başlangıçta eleyince, başka hiçbir imamın ve hiçbir muhaddisin bir şansının kalmayacağını kolayca tahmin edebilirsiniz.

Ortada muhaddis kalmayınca Hadis’in âkıbeti ne olacak diyorsanız, hiç merak etmeyin, daha iyi:

Zaten “Güvenilir hiçbir hadis kitabı yok” İslamoğlu’nun bizzat kendi tabiriyle.

“Sahih” diyorsanız, o da hadis kitaplarını derleyenlerin (yani, Mustafa İslamoğlu gibi yazar dahi olamamış, sadece derleme yapmış olan Buharî, Müslim gibi sıradan insanların!) kendi iddialarıymış. Hani İslâmoğlu da kendi kitapları hakkında bazan tavsiye ve reklam mahiyetinde sözler söylüyor ya, o cinsten iddialar!

***

Mustafa İslâmoğlu hocamız, beden diliyle ve – af buyursunlar ama yapmacık mı, gerçek mi olduğunu bir türlü çözemediğimiz – o pis pis sırıtmalarıyla desteklediği, son derece vurgulu ve etkili konuşmalarıyla, mezhep imamlarını da bir güzel safdışı bıraktıktan sonra, asıl hedefine geliyor:

Allah’ın Resulü.

Ve, yüz Bediüzzaman’ı, bin Mevlânâ’yı tezyif edip insanların gözünden düşürmekten çok daha büyük bir “başarının” altını işte bu noktada imzalıyor.

Mustafa İslâmoğlu, her ne kadar Peygamberimizden çok saygılı ve duygulu ifadelerle söz ediyor ve ondan sık sık nakiller yapıyorsa da, bu arada bir iddiayı ısrarla vurgulayarak zihinlere ve kalplere iyice yerleştirmekten geri kalmıyor:

“Resulullah’ın bütün din kültürü Kur’ân’dan ibaretti; ne öğrendiyse Kur’ân’dan öğrendi”iddiasını!

Bu iddiayı her fırsatta tekrarlıyor, ama gerisini telâffuz etmesine de engin tevazuu engel oluyor ve bunu sizin ferasetinize bırakıyor:

Peygamberimiz herşeyi Kur’ân’dan öğrendiyse, bu konuda çok fazla fırsatı olmamış sayılmaz mı? Meselâ kırk yaşında Kur’ân okumaya başlayan ve sadece yirmi üç sene Kur’ân okuyabilmiş olan Muhammed Mustafa, çocukluğundan itibaren Kur’ân ile haşir neşir olan İslâmoğlu Mustafa ile yarışabilir mi?

Yarışamayacağını, sözleriyle değilse de fiiliyle gösteriyor Mustafa İslâmoğlu.

Ve Resulullah’ın hadislerini kendi kafasındaki Kur’ân’a arz ediyor, “Şu uyar, şu uymaz” diyerek Peygamberine dinini öğretiyor.

Onun bu metodunu Hadis ilimlerinin ölçütlerine vurmaya kalkacak olanlara ise geçmiş olsun; çünkü İslâmoğlu hocamız Hadis ilimlerini lâğvetti bile!

“Bu saatten sonra eğer hadis ilmi diye birşey olacaksa…” diye başlayan sözleriyle, farzımuhal gelecekte hadis ilimlerine ihtiyaç duyulsa bile hangi şartlar altında böyle birşeye müsaade buyuracaklarını kendileri açıkça bildiriyorlar.

***

Ortada âlim, muhaddis, müçtehid, imam namına bir kimse bırakmadıktan sonra, sıranın Hadis’e geleceğini, Hadis’i de devre dışı bıraktıktan sonra Kur’ân’ı herkesin kendi dilediği gibi yorumlamasına hiçbir şeyin engel olamayacağını ve fiilen “Kur’ân’ın Müslümanların elinden alınmış olacağını” tahmin etmek, hiçbir akıl sahibi için güç bir iş değildir. Nitekim bu hususu daha önce Nur’un Aydınlığında köşemizde yayınlanan “Sünnet Nasıl By-pass Edildi?” başlıklı yazımızda ele almıştık. Yusuf Kaplan da arka arkaya Yeni Şafak’ta yayınladığı ve sitemizde de iktibas ettiğimiz iki yazısında “Kur’ân İslâmı” adı altındaki bu suikaste karşı ümmeti uyarmak için çırpınıyordu. Biraz dikkat ve insafla bakınca hemen görülüveren bu aşikâr gerçeğe rağmen Mustafa İslâmoğlu bu kadar insanı inandırmakta nasıl başarılı olabiliyor denecekse eğer:

Keskin kılıcıyla herkesi birer birer doğrayıp ortada sadece kendisini bırakırken, bir miktar rüşveti de kendisini dinleyenlere dağıtıyor:

Onlar da ellerine bir meal alıp İslamoğlu’nun konuşmalarını dinledikten sonra artık içtihad yapabiliyorlar. Hattâ, başka ocaklardan feyiz almış insanlar bile biraz yanında staj görüp egosunu onun tornasında sivrilttikten sonra, her ne kadar onun karşısında kedi gibi uysal resim verseler bile, bütün İslâm ulemasına karşı çakal kesilecek ve bir meal okuyup dört mezhebin hatâsını bulacak bir formasyon kazanabiliyorlar.

***

Mustafa İslâmoğlu, türünün yegâne örneği değil; ama gerçek şu ki, başarılı bir misyon yürütüyor.

Eğer bu din size – Neyzen Tevfik’in tabiriyle – fazla “kalın” geldiyse, tasalanmayın.

Mustafa İslâmoğlu sizi çok kısa zamanda “uydurma din”den “gerçek din”e döndürüverir.

Onun dininde öyle Sahabe, Tabiîn, Tebe-i Tâbiîn, Eimme-i Müçtehidîn, allâme, ulema, fukahâ, aktab, evliya, asfiya gibi şeyler yok.

Hattâ tek bir hadis kitabı bile yok!

Bütün bunların yerine, eğer mutlaka birilerine tâbi olacaksanız, Mustafa İslâmoğlu hocamız; mutlaka birşeyler okuyacaksanız Mustafa İslâmoğlu’nun kitapları var.

Yerseniz…